Menkibeleri
Hâfız Efendi’nin Sülûku
Yine Şeyh Hâfız Efendi şöyle anlatır:
- Nefsimin serkeşliğinin son günleri imiş; Üstâdım Şeyh Hazretleri, gözüme öyle çirkin gözüktüler ki; âdeta ondan tiksindim, nefret etmeye başladım. Hattâ sövmek nedir bilmediğim halde içimden nefsim, Üstâdıma sövüyordu. Bu halde iken, Üstâdım bana:
- Şeyh Hâfız Efendi, gel seninle bahçeye çıkalım, dedi ve beni önüne düşürüp, ben önde o arkada bahçeye çıktık. Bir yere gelince arkamdan bir teveccüh ettiler; “Allah” deyip yere düştüğümü hatırlıyorum. Epeyce çırpındıktan sonra kendime geldim, baktım ki Hazret gitmiş. Gözümü açtığım zaman, âlem başka bir âlem olmuş. Üstâdımın yanına döndüm; mübârek gül cemâlini görünce, öyle bir güzel ki; dünya güzeli, güzeller güzeli. Ağlamaya başladım. O ise tebessüm ederek gülüyordu.
İşte, dergâhta günlerim böyle geçip az bir zamanda büyük mânevî merhaleler katedip, biiznillâh himmetleri ile sülûkumu ikmal ederek Yahyalı’ya döndüm.




