Fennî Fırın’dan Yeni Çıkmış Gibi!

Ekmekçi Mehmed Efendi anlatmıştı:
Konya’nın meşhur Fenni fırınında ekmekçilikte çalışırdım. Şeyh Esad Efendimize yeni intisab etmiş, lâkin mübârek yüzlerini görmemiştim. Bir gün Konyalı bir ihvânımız yanıma gelip selâm verdi, hal ve hatırımı sorduktan sonra;
- Mehmed efendi kardeş, ben İstanbul’a Üstâdım Şeyh Esad Efendi Hazretlerini ziyarete gitmiştim. Lüzum eden görüşmeyi yaptıktan sonra, bana dedi ki:
- Konya’da ekmekçi Mehmed Efendi var, tanır mısın?
- Evet efendim tanırım,
- Öyle ise selâm söyle; bize somun ekmek göndersin, dedi.
Başladım ağlamaya; anladım ki, Hazret beni istiyor. Hemen işimi bırakarak bir heybeye somun ekmeklerden doldurdum, kara trene binip İstanbul’a gittim, o zaman tren İstanbul’a iki-üç günde varırdı. Tabiidir ki ekmekler kurudu.
Ben varmadan Üstâdım yanındakilere:
- Konya’dan Ekmekçi Mehmed Efendi geliyor, karşılayın, buyurmuş.
Sora sora dergâhı buldum., lâkin içeri utancımdan girememiştim. Hemen ihvânlar koşarak geldiler:
- Konyalı Ekmekçi Mehmed sen misin,
- Evet,
- Buyurun, Efendi Hazretleri seni istiyor, Misafir odasına aldılar. Heybeyi bir kenara koydum, beklerken; Mübarek Sultânım teşrif ettiler, selâm verip:
- Hoş geldin Mehmed Efendi, hoş geldin, Mübârek ellerini öptüm, gösterdiği yere oturdum. Buyurdular ki:
- Hani, somun ekmek göndersin, diye haber göndermiştim. Somun ekmek getirmedin mi?
- Getirdim efendim amma, kurudu gitti,
Hemen bir beyaz muşamba getirip açtılar ve bir tabakta tereyağı getirdiler. Heybeden ekmekleri çıkarıp sofra üzerine koydum. Mübârek elleriyle ekmekleri bir bıçakla yarıp, arasına tereyağı koydu. Eliyle üzerlerine basarak kapattı ve üst üste koydu. İhvânlar da sofraya dizildik;
Buyurun, dediler. Elimi ekmeğe dokunduğum zaman, yeni fırından çıkmış gibi sıcak, yağ içinde erimiş. Başladım ağlamaya. Üstâdım hem yiyor, hem de bana bakarak gülüyordu!



