Muhammed Esad Erbili Silsile
Muhammed Esad Erbili Silsile
Esad Erbili hazretlerinin silsilesi aşağıda yer almaktadır.
Esad Erbili hazretleri silsile-i aliye ve altın silsile olarak bilinen Nakşî silsilesinin 32. postnişinidir. Hak tarikatlerin büyük çoğunluğu Hz. Ebubekir (radıyallahu anh)’e bir kısmı da Hz. Ali (kerremallau vecheh) hazretlerine ulaşmaktadır. Nakşibendi silsilesi de Hz. Ebubekir (ra)’e ulaşmaktadır. Peygamber (sav) efendimiz hiçbir sıralamanın muhatabı olmadığı için Nakşî usulüne göre 1. Postnişin ve pişuva-yı tarikat Hz. Ebubekir (ra) olarak kabul edilir.. Esad Erbili hazretleri vazifeyi Taha-i Hariri hazretlerinden, o da Taha’l Hakkari hazretlerinden, o da Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinden almıştır.
Kendisi Osmanlı topraklarındaki bütün şeyhlerin bağlı bulunduğu müessesenin başında bulunmuş yani Şeyhu’l Meşayıh görevini yürütmüş, tekkelerin ıslahına çalışmıştır. Kendi devrinde zahir batın pek çok ulemanın iltifat ve intisablarına mazhar olmuştur. Pek çok halife ve mürid yetiştirdiyse de kendisinden sonra bu yolu Mahmud Sami Ramazanoğlu hazretleri devam ettirmiştir. Esad Erbili hazretleri ayrıca Kadiri tarikatından da icazetlidir.
Esad Erbili Hazretlerinin Tarikat Silsilesi
Esad Erbili hazretlerinin tarikat silsilesi şöyledir:
SİLSİLE-İ TARÎKAT-I ÂLİYYE-İ NAKŞ-BENDİYYE
Hâlik-i arz-u semâya eyleriz hamd’ü sena
Ahmed-i Muhtâr-ı kıldı âleme nûr’i Hüdâ
Hazret-i Sıddîk u, Selmân, Kasım u, Cafer gibi
Eylemiş neşr’i hakikat Bâyezîd-i reh-nümâ
Bü’l-Hasen zât-ı mükerrem Bû Ali kân-ı kerem
Yûsuf-i vâlâ-şiyem sâlâr-ı ceyş-i asfîyâ
Hâce Abdülhâlik oldu Arif u, Mahmûd’a pir
Şeyh Ali, Baba, Külâl etti cihân’ı rûşen’a
Vâris-i taht-ı tarikat şâh-ı âlem Nakş-bend
Eyledi Hâce Alâüddîn’i halka piş ûvâ
Oldu Yâkub’a, Ubeydullâh-ı Ahrâr ı halef
Hazret-i Zâhid’le geldi âleme zevk u safa
Nûr-i çeşm-i marifet Derviş Muhammed, Hâcegî
Feyz-i Bakî ‘le cihân-ı mânevi buldu beka
Hazret-i Ahmed Müceddid, Urvetü’l Vüskâ olup
Şeyh Seyf üddîn ü , Seyyid Nûr’a nûr-ı î’tilâ
Habîbullâh Mazharı, şâh-ı Abdullah-ı Pîr-i Dehlevî
Hazret-i Hâlid’le oldu kalbi sâlik pür -ziya
Seyyid-i Âlî -neseb Tâhâ’l Hakkâri ‘ den sonra
Piranımız Taha’l Harîrî ve Es’ad Erbilî oldular kutb-u evliya
Eyleriz arz-ı dehalet dergeh-i Sâdât’a biz
Hazreti Mahmud Sami ve İhvan-ı dîne mağfiret kıl ey hüdâ
Ve Sallallâhü alâ Seyyidinâ Muhammed’in nûran’nûr
Sübhânel Melîk’il azîz’il Kadîr’il Ğafûr…………. !
Not: Silsile-i şerife’nin Sami Efendi hazretleri ile ilgili kısmı, hazretin 1984’te irtihalinden sonra manevi evladı ve vekili Muhterem Ömer Öztürk Efendi tarafından eklenmiştir.
Detaylı bilgi için:
Silsile-i Âliyye-i Nakşibendiyye
[us_separator]1. Seyyidinâ Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)
[us_single_image image=”6425″ animate=”fade” animate_delay=””]Silsile-i Âliyye’nin Pîşvâsı Seyyidinâ Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.) Nebîlerden Sonra En Yüce İnsan
Dünyâ târihinde en büyük iş, İslâm’ın zuhûrudur. Bu zuhûrla Hakk, hakkıyla bilindi ve Âdem oğlu huzûra erdi. İslâm’ın ilk intişâ Hakk Elçisi (s.a.v.)’in yanından hiç ayrılmayan “Yâr-ı Ğârı” diye anılan Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)’dir.
O, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ve İslâm’a, kalbiyle, canıyla, malıyla ve bütün kudret ve imkânlarıyla yardımda bulunduğu gibi, İslâm ve insanlık uğruna -Hakk Resûl (s.a.v.)’den sonra- en büyük fedâkârlığı ihtiyâr etmişti.
Bunun içindir ki -İnsanlık âleminde- Nebîlerden sonra en yüksek insan olarak tanınır. Bu yükseklik onun hayâtı boyunca devâm etmiş İlâhî vahye mazhar olmadığı halde, Hakk yolundaki sadâkati ve güzel ahlâktaki sebâtı, onu “Sıddîklık” derecesine erdirmiştir.
Onun devrinde, siyâsi hayâtında öyle bir sene vardır ki: İnsanlardan bir şikâyet ve muhâkeme mevzûu olmamıştır. Hâkimler boş, hapishâneler açık, kalmıştır. Cihan târihinde bu sene tekdir. Ve bunun yegâne âmili Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)’dir. Bu cihetle, onun siyâset, kiyâset, şahsiyyet ve dehâsı, dünyâca meşhûrdur.
İnsanlık için İslâm’ın lüzûmunu cân-ı gönülden takdîr eden Hz. Sıddîk (r.a.), Peygamber-i Zîşan (s.a.v.)’in irtihâlinden sonra, İslâm’ın yayılmasına devâm etti. Hattâ ona hız vermek imkânını buldu. Bu hâl büyük bir düzen ve huzûr sağladı.
Zîrâ: İslâm, din ve dünyâ nizâmıdır. İslâm nazarında dîni, dünyâdan ayırmak mümkün değildir. Hakk’ın hayâtın ve bekânın dîni olan İslâmiyyet, cidden lâyıkıyla tatbîk edildiği vakit insanoğlunu, aradığı huzûra kavuşturuyor. Târihte, fethedilen kıt’alar, yaşanan devirler, kurulan medeniyyet ve saltanatlar, bunun şâhididirler…
Seyyidinâ Hz. Ebû Bekir (r.a.), İslâm siyâsetini lâyıkıyla yürütenlerin başında gelir. Onun zamanında, tefrikalar bertaraf edilmiş, münâfıklar sindirilmiş, kötüler susturulmuş, fitneler bastırılmıştır. Bu husûstaki dirâyeti, ileriyi görmekteki firâseti, ahkâmı tatbîkteki icraatı, hizmete kendini vermekteki ferâgatı dillere destândır.
Hele Peygamber-i Zîşân (s.a.v.)’e hicrette yâr-ı ğârı olarak gösterdiği sadâkat ve metânet ve o en tehlikeli andaki teslîmiyyeti ve o anda aldığı ma‘nevî emânet, dünyâ durdukça nâmını rahmetle yâd etmeye yetmiştir. Bu ma‘nevî emânet hafî (gizli), dâimî Zikrullâh telkînine mazhar oluşudur. Her an Allâhü Te‘âlâ ile berâber olma şuûrudur.
Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (k.s.), Hz. Ebûbekir Sıddîk (r.a.), 13.s.)
2. Hz. Selmân-ı Fârisî (r.a.)
[us_single_image image=”6426″ animate=”fade” animate_delay=””]Ebû Abdullah Selmân-ı Fârisî (r.a.), aslen İranlıdır. Eski ismi “Mâbih” olub, babası İran dehkanlarından “Bûd” yahud “Budahşan” isminde bir zât olup bulunduğu karyenin beyi, ağasıydı. Taraf-ı âli-i Risâletpenâhî (s.a.v.)’den kendisine “Selmânu’l-Hayr” lakabı bahşolunmuştur.
Selmân-ı Fârisî (r.a.), gençliğinde Mecûsî iken, dîn-i hak aşkı ile âba ve ecdadının dînini terk edip ibtida nasraniyyeti kabul etmiş ve O Nûr-ı Hidayet’e tabi’ olmak için refakatlerine dahil olduğu tacirlerin hıyânetleriyle köle olarak Medine Yahudîlerinden birine satılmışdı.
Süleyman Çelebi Merhumun: Kimde ki aşkın nişanı vardurur, Elbette ânı ma’şûka irdürür beyti mazmûnunca Hâtemu’n-nebiyyîn (s.a.v.) Efendimiz’in cemâl-i bâ-kemaliyle ve şeref-i dîn-i İslâm ile müşerref olarak, Hatem-i nübüvvete ağlayarak yüz sürmüşdü ve matlubuna kavuşmuşdu. İbn-i Sa‘d’in rivayetine göre Hadîs-i şerîfte: “Selmân’a doyasıya ilim verilmişdir.” buyurulmuşdur.
Kezâ Resûlullâh (s.a.v.): “Cennet üç kişiye yani, Ali, Ammar ve Selman’a müştakdır.” buyurmuşdur.
Hz. Alî (r.a.) onun hakkında: “Ulûm-i evvelini ve âhirini tahsil etmiş bitmez ve tükenmez bir bahirden, bizden, yani ehl-i Beyt-i Nübüvvetdendir.” diye buyurmuşdur.
Geceleri Resûlullâh (s.a.v.) ile tenhâca pek çok musâhabet eylerdi. Hicrî 35 senesinde Medayin’de valiyken rahmet-i Rahmân’a kavuşmuştur.
Kıymettar sözlerinden bazıları:
Mü’minin dünyada hâl ü şânı tabibi yanında bulunan bir hastanın hali gibidir ki, o tabib onun derdini ve devasını bildiği için muzır bir şey iştiha ettiğinde mani olup, eğer onu yersen helak olursun, der. Mü’min de birçok şeyleri arzu eder ki Hakk Te‘âlâ Hazretleri onu onlardan men’eder. Tâ ki, öldüğünde cennete idhâl eylesin.
(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (k.s.), Ashab-ı Kiram, 126-145.s.)