CESARETLERİ
CESARETLERİ
Muhterem Ömer Öztürk, 1970’li yıllarda Fatih Gençlik Vakfı Matbaası kurulmadan önce, büyük bir matbaa kurup İslâm’a neşriyat yoluyla da hizmet etme fikrini arkadaşları ile istişâre etmişti. İstişare meclisinde bulunan Erman Tuncer[39] ile aralarında şöyle bir konuşma geçer:
– Bu işten vazgeçelim, böyle işleri yapabilmek için 1 milyon lira gerekir, bu parayı nereden bulacağız?
Muhterem Ömer Öztürk:
– Farz et ki şu çantada 1 milyon var, haydi, ne yapacağımızı söyle! Tuncer:
– Böyle bir şey bizi çok aşar.
Bir müddet sonra Muhterem Ömer Öztürk, bir bavula 1 milyon TL doldurarak arkadaşları ile buluşacakları yere gelmiş ve çantayı önlerine koyarak;
– Sayabilirsiniz tam 1 milyon TL hazır.
Bunun üzerine Erman Tuncer ayağa kalkarak;
– Bu kadar kısa sürede bu kadar parayı temin edebilen bir kişinin bize ihtiyacı yoktur, sen ne istersen yap, demiştir.
Bu menkıbenin konumuzla alakalı kısmı 1970’li yılların 300-500 lira için adam öldürülen anarşi havasında Muhterem Ömer Öztürk hiç korkup endişelenmeden öyle bir parayı sokakta çantada taşıyabilmiştir.
Hâlen ikamet ettikleri Medine-i Münevvere’deki evlerinde kendilerine suikast düzenlenmiştir. Bu sûikastın izi olan mermi deliği her zaman oturdukları koltukta hâlen mevcuttur. (Buna rağmen kendileri aynı koltuğa oturmağa devam etmektedirler.) Sahip oldukları maneviyat, bilgi, birikim, şuur ve hep hakkı söylemeleri; beynelmilel çevrelerin oklarının kendilerine yönelmesine sebep olmuştur. Bu çevrelerin ve onlara bağlı teşkilatların yakın takibi altında bulunmalarına rağmen, “Şehit olurum, o da en büyük şereftir” diyerek, hak bildiklerini söylemekten bir an bile geri durmamışlardır. Böylece Allah (c.c)’dan başkasından korkmadıklarını ispatlamışlardır. Bununla birlikte her sözü yerinde, zamanında ve getireceği neticeleri düşünerek kullanırlar ve fitneden son derece kaçınırlar.
Bu cesaretlerindendir ki öz ağabeyleri İsmail Öztürk yıllar önce kendileri hakkında şöyle demiştir:
– Tamam cesur olmak güzel ve gerekli bir şeydir, fazilettir, ama Ömer’deki cesaret, cesaret değil deliliktir.[40]
EDEPLERİ
Edep konusunda büyükler şöyle der:
“Edebe riâyet etmeyen, sünnetlere riâyet etmeyi kaçırır; sünnetlere uymağı kaçıran, farzları ve vacipleri gereği gibi yapmaktan uzaklaşır; farz ve vacip gibi dinin temellerinin yeterince yerine getirilememesi, kişiyi îmânını kaybetme tehlikesine dûçâr eder. İmanını kaybedene binlerce vah olsun!”
O hâlde mutlu sona ulaşmanın ana kaynağı, daha doğrusu başlangıç noktası edeptir. Adabın korunması işte bu sebeple büyük önem arz eder.
Edep bir taç imiş nûr-i Hüda’dan
Giy ol tâcı emin ol her belâdan
Mısralarının bütün ihvana ezberletilmesini emreden Hz. Sâmi’nin (k.s.) hayru’l-halefi olan Muhterem Ömer Öztürk, sohbetlerinde şöyle demişlerdir:
– Büyükler, İslâm’ın altıncı şartı edeptir, derler. Bununla İslâm’ın beş şartına bir altıncı şart eklemiş olmuyorlar. Ancak bu beş şartın hakkıyla yaşanabilmesi için edep kurallarına riâyet edilmesi gerektiğini söylemiş oluyorlar.
Muhterem Ömer Öztürk, İslâm edepler manzumesidir, buyurarak edepten çok sık bahsederler. Sahip oldukları yüksek edep, her muamelelerinde kendisini gösterir. Kalp kırmaktan son derece kaçınırlar, yakınındaki birinin bir hatasını söyleyebilmek için kalbi kırılmasın, incinmesin diye senelerce bekledikleri olmuştur.
Edepler manzûmesi olan İslâm dîninin yemek yeme âdabına bile en ince ayrıntısına kadar riâyet ederler; yemekten çıkan kemik vesâire gibi atıkları ayrı bir tabağa yâhut bir peçetenin üzerine koyarak;
“Yemekle çöp aynı tabakta olmaz” derler.
Yine birgün Harem-i Şerif’te sağ elinde ayakkabısı ile yürüyen bir ihvâna ayakkabıyı sol elle taşımak gerekir, bir yere koyduğumuzda da ucunu kıbleye çevirmek gerekir; çünkü Nebi (s.a.v.), “Bizim dirimiz de ölümüz de kıbleye ta‘zîm eder” buyurmuştur, diyerek bir edebi (sünneti) daha öğretmiştirler.
Allah Resûlü’ne (s.a.v.) karşı edepleri ise bambaşka bir dikkat ve ciddiyetle tecelli etmektedir. Sohbetlerinde şöyle buyurmuşlardır:
– Allah (c.c.) ve Resûlü’ne (s.a.v.) karşı en ufak bir saygısızlıkta bulunulmamalıdır. Resûlullâh (s.a.v.)’in kendisi, ebeveyni, zevceleri, çocukları, ehl-i beyti, sahabesi için değil Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’i sevenler için dahi dikkatli, edepli, temkinli ve saygılı olmak gerekir. Hz. Mevlâna Celâleddin Efendimiz;
“Ya Resûlullâh, ben ağzımı bin kere misvaklarım, bin kere miskle, amberle yıkarım, yine de bu ağzı senin zât ismin olan ‘Muhammed’ (s.a.v.)’i anmaya layık göremem” buyurmuşlardır. Cenâb-ı Hak bu hususta bizleri Hz. Mevlana Celâleddin efendimizin edebiyle edeplendirsin inşallah.”