Tekrar Erbil’i Teşrif

Ettiğim günden beri azm-i diyar-i iftirak
Dide-i hûn yârım olmuş çeşme-zâr-ı iftirak
Esad Efendi hazretlerinin Erbil’e gönderilmesi her ne kadar sürgün gibi gözükse de, olayın perde arkası bambaşkadır. Evvela sürgün olabileceğini iddia edenler neler demişler ona bakmak icap eder:
Tarihçi İbnülemîn’e göre, o sırada “bazı ehâdis-i şerîfe ile tercemelerini havi olarak tertip ve neşreylediği ‘Kenzü’l-İrfân’ isimli eserinin muzır olduğuna dair verilen jurnal üzerine, memleketi Erbil’e sıla-i rahim adı altında bir mazeret ile gönderilmiştir.”
Halbuki hazret bu eseri II. Abdülhamid Han hazretleri sayesinde yazdığını mukaddimede şöyle belirtir: “Semâ-i saltanatın hurşîd-i rahşânı sultân-ı selâtîn-i cihân veliyy-i nimet-i bî-imtinân es-Sultânu’l-Gâzî ‘Abdülhamîd’ hân-i sânî -eyyedehullahu Teâlâ-, Efendimiz hazretlerinin sâye-i maârif ser-mâye-i hilâfet penâhîlerinde ikmâl ve itmâmına muvaffak oldum.”
Necip Fazıl’a göre, Esad Efendi hazretlerinin Abdülhamid Han tarafından Erbil’e gönderilme sebebi meçhuldür: “Bu noktayı tam tespit edebilmek mümkün olamamıştır.”
Sultan Abdülhamid cennetmekân, durumdan haberdar olduğu ve Şeyh Hazretlerini yakînen bildiği için şikâyetleri duymamakta ise de, şikâyetler had safhaya varınca; Şeyh Esad Efendi (k.s.) Hazretlerine durumu bildirerek, ortalığın yatışması için; sıla-i rahim yapmak üzere Erbil’e gitmesi ricası üzerine Şeyh Esad Efendi Hazretleri dergâha yerine vekil olarak, halîfesi Hoca Yekta efendiyi bırakarak İstanbul’dan ayrılıp Erbil kasabasına gitmiştir. On sene kadar orada kalarak, orada da irşad vazifesini sürdürmüştür.
Şimdi ise olayın perde arkasında yatan gerçeği idrak etmeye çalışalım. Bütün tarih kitapları, Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın Panislamizm denilen Müslümanları bir araya toplama ideali ve gayretini lehte ve aleyhte dile getirirler. Bu çabasının bir parçasının da tarikatlar ve şeyhler olduğu mukayyettir.
“Tarikat şeyhlerini Anadolu ve Suriye başta olmak üzere, Güney Afrika ve Japonya gibi uzak ülkelere gönderdi. Halifelik sıfatını ön plana çıkararak Müslümanlar arasında birliği sağladı ve bunun yanında başta
İngilizlerin ve Emperyalistlerin oyununu bozmaya çalıştı. Bunda da muvaffak oldu. Halifelik sıfatını ise padişahlar arasında en fazla ön plana çıkaran yine II. Abdülhamid oldu. O, çeşitli isimler altında yurt dışına gönderdiği tarikat şeyhleri ve ilim adamlarıyla sadece birliği sağlamayı amaçlamıyor, beraberinde yeni bir İslâm’ı tebliğ çalışmasına giriyordu. Bunun neticesinde 1. Abdülhamid’in Çin’deki tesiri o kadar büyük oldu ki, Pekin’de onun adına bir İslâm Üniversitesi açıldı ve kapısında Türk bayrağı dalgalandı. Şam’dan Medine’ye kadar uzanan Hicaz demir yolunu inşâ Gönderdiği kişilerin başlattığı propagandalarla, Osmanlı sınırları içerisindeki tüm milletlere ortak düşmanın Batı Emperyalizmi olduğunu ve buna karşı mücadele edilmesi gerektiği mesajını iletti.29
Yine II. Abdülhamid dönemi, bir diğer yönüyle başta İngiliz ajanları olmak üzere emperyalist güçlerin, birçok ajanının Osmanlı Devleti’ni yıkma faaliyeti için en fazla mesai sarf ettiği dönemdir. Ajanların faaliyette olduğu bu dönemde Abdülhamid, şeyhlerle arasındaki yazışmalarını gizli tutmuştur. Bu yazışmalarda üçüncü bir kişinin olmamasına dikkat etmiştir. Bu gizlilik sebebiyle olsa gerek ki, gönderilenler sürgün, sıla-i rahm isimleri altında gönderilmiştir.”30
Sayın Göktaş bu haklı sözlerine de şöyle bir kuvvetli delil daha getirmektedir:
“Anadolu gerçeğini, köylüsünü ele alan ilk romancımız olarak bilinen “Küçük Paşa” romanının yazarı aynı zamanda valilikler ve Dâhiliye Nazırlığı yapmış bir devlet adamıdır. II. Abdülhamid tarafından, Dedeağaç’ta mutasarrıf iken Musul vilâyetine bâlâ rütbesiyle vali olarak gönderilen Ebubekir Hâzim Tepeyran’ın Esad Efendi (k.s.) hakkındaki verdiği şu bilgiler önemlidir:
Aşağıda okuyacağınız olay da, o, Musul’da vali iken yaşanmış bir olaydır, 1900 yılında Abdülhamid tarafından memleketi Erbil’de ikâmete memur edilen Şeyh Esad Erbilî ile ilgili, o sırada vali olan Ebubekir Hazım Tepeyran şunları söyler: “İstanbul’da bulunan tarikat şeyhlerinden Esad Efendi nâmında bir zât, mürit ve müntesiplerinin dikkati çekecek derecede çoğalmasından ve belki de bilinmeyen başka sebeplerden do- layı Musul’a uzaklaştırılmıştı. O zaman ben Musul’da idim. Esad Efendi İstanbul’da maliye memurlarından olan akrabamdan Emin Bey’in pek ziyâde iltizam ile yazılmış bir tavsiye mektubunu getirmişti.31
Bir valinin “sürgün” için “bilinmeyen bir sebeple” ifadesi ve Esad Efendi (k.s.)’nin valiye mektup götürmesi bizce anlamlıdır.
Yine Kelâmî Dergâhında uzun yıllar kalmış bulunan Kastamonulu Hasib Efendi isimli zâtın konuyla alâkalı anlattıkları şöyledir: “Ben Kelâmî Dergâhında Esad Efendi (k.s.)’nin hizmetinde bulundum. Danimarkalı psikolog Carl Vett geldiğinde de ben dergâhta idim. Esad Efendi (k.s.), Erbil’e belli bir misyon üzere gönderilmiş idi. Bundan pek fazla kimsenin haberi yoktu. Ve orada kendisi İngilizlerin Osmanlı Devletini bölme oyununa karşı Türk Muhibleri Cemiyet’i kurarak mücadele vermiştir. Dolayısıyla Abdülhamid’in, Esad Efendi (k.s.)’yi Erbil’e göndermesinin nedeni İngilizlerin oyununu bozmak düşüncesiydi.”32
Esad Efendi (k.s.), Erbil’de kaldığı 10 yıllık süre içerisinde irşad faaliyetlerini sürdürmüş, buradaki Türkleri, İngiliz idaresine iltifat etmemeleri hususunda organize etmiştir. Bu arada oğlu Muhammed Efendi’yi, Türk Muhibban Cemiyetini kurmak ve Türkleri, Cemiyet-i Akvama (Birleşmiş Milletlere) müracaata teşvikle görevlendirmiştir. İngilizlerin Musul’u işgaliyle (1918) Türkler lehine yaptığı çalışmalardan dolayı Muhammed Efendi İngilizler tarafından Basra’ya sürgün edilmiştir. Esad Efendi (k.s.), Erbil’de kaldığı on yıl süresince İngilizlerin misyonerlik faaliyetlerine karşı çalışmalarda bulunmuştur.”33 Esad Erbilî Hazretlerinin bu başarısı yıllar sonra Menemen kurgusuyla İngilizler tarafından cezalandırılacaktır.




